COVİD-19 ÖNCESİ YAPILAN MASRAFLARIN İADESİ

İlk kez Çin’in Wuhan şehrinde 2019 Aralık ayında ortaya çıkan ve akabinde tüm dünyayı etkileyen Covid-19 yani Koronavirüs, 11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (“DSÖ”) tarafından “pandemi” olarak ilan edilmiştir. Salgının bu derece hızlı yayılması ve öngörülemez can kayıpları yaşanması nedeniyle tüm ülkeler sıkı tedbirler almak zorunda kalmış ve alınan sıkı tedbirler nedeniyle birçok mağduriyet yaşanmıştır.

Yaşanan bu mağduriyetleri tüketici gözünden ele alan işbu yazımızda, Koronavirüs salgını öncesi turlara, uçak biletlerine, etkinliklere, organizasyonlara yapılan masrafların iadesinin mümkün olup olmadığını veyahut iadesi mümkün değil ise ertelenmesinin talep edilip edilemeyeceğini değerlendireceğiz. Bununla birlikte, Koronavirüs salgınından etkilenmeyen sektör, kişi, iş ve işlem olduğunu söylemek neredeyse imkansız hale gelmiş olup sahip olunan hakların bilinmesi ve farkındalığın yaratılması son derece önemlidir.  

Öncelikle, virüsün etkilerinden kısaca bahsetmek gerekirse, birçok havayolu şirketi Koronavirüs salgının hızlıca yayılması ve global bir salgın haline gelmesi nedeniyle uçuşlarını iptal etmek zorunda kalmıştır. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (“IATA”) tarafından sadece havayolu firmaları yönünden doğan gelir kaybının yaklaşık 113 milyar dolar olabileceği açıklanmıştır. Hava yoluyla birlikte diğer taşımacılık yolları da sıkı tedbirlere tabi tutulmaya başlamış ve bunun doğal sonucu olarak bir çok paket turları, etkinlikler, organizasyonlar iptal edilmek veyahut ertelenmek zorunda kalmıştır. Sadece ülkemizde iptal edilen tur sayısı yaklaşık 68 bin olmuştur. İptal edilen turlar, etkinlikler, organizasyonlar, yarışmalar, fuarlar için tüketici olarak yapılan masrafların iadesi istenildiğinde ise kimi vatandaşın masraf iadesi yapılmış kimi vatandaşın ise işbu talebi olumsuz cevaplandırılmıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak da Koronavirüs salgını öncesi planlanan ve ödemeleri yapılan iş ve işlemlerdeki masrafların akıbetini hukuki açıdan değerlendirme gerekliliği doğmuştur.

Paket turlarının akıbetini değerlendirmeye başlarsak, konu ile ilgili Paket Tur Sözleşmeleri Yönetmeliğini (“PTSY”) ele almamız gerekecektir. PTSY paket tur sözleşmelerine ilişkin usul ve esasları düzenlemeyi amaçlamaktadır. İlgili yönetmelik madde 2 uyarınca paket tur tanımı yapılmış ve kapsamı oldukça geniş tutulmuştur. Kısaca açıklamak gerekirse, ulaştırma, konaklama ve bunlara bağlı olmayan diğer turistik hizmetlerin en az ikisinin birlikte, her şeyin dahil olduğu fiyatla satılan veya satış taahhüdü yapılan ve hizmeti yirmi dört saatten uzun bir süreyi kapsayan veya gecelik konaklamayı içeren sözleşmelere paket tur sözleşmeleri denilmektedir. Dikkat edilmesi gereken hususlar, paket tur sözleşmelerinin tam iki tarafa borç yükleyen ve kesin vadeli sözleşmeler olduğu ve sürekli borç ilişkisi kurduğudur. Tüketici tarafından paket turunu fesih talebini değerlendirmemiz gerekirse ikili bir ayrıma gidilmesi gerekmektedir. Yönetmelik uyarınca paket turun başlamasından en az otuz gün önce fesih bildirimi ile otuz günden daha az bir süre ile yapılan fesih bildirimi farklı sonuçlara tabi tutulmuştur. Eğer ki tüketici, paket turun başlamasından en az otuz gün önce fesih bildirimini yapmışsa, -ödenmesi zorunlu olan vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar hariç olmak üzere-, herhangi bir kesinti yapılmaksızın ödediği bedel kendisine iade edilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken husus ilgili yönetmeliğin açık hükmü uyarınca, otuz gün öncesinde tüketicinin her türlü paket turunu feshetme hakkının bulunduğudur. Bu durumda, bu şekilde bir taleple karşılaşan paket tur düzenleyicisinin veyahut aracısının, tüketicinin talebini reddetme imkanı bulunmamaktadır. Peki Koronovirüs salgınının en yakın tarihli turları da etkilediği düşünüldüğünde, paket turun başlamasından otuz günden az kalan hallerde tüketicinin yaptığı masraftan kesinti olacak mıdır? Bu konu ile ilgili de yönetmeliğin ilgili maddesinde, tüketici göstermesi gerektiği kadar özen göstermesine rağmen öngöremediği ve engelleyemediği bir durum veya mücbir sebep nedeniyle fesih talebinde bulunmuş ise -ödenmesi zorunlu vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile üçüncü kişilere ödenip belgelendirilebilen ve iadesi mümkün olmayan bedeller hariç olmak üzere-, herhangi bir kesinti yapılmaksızın ödenen bedel iade edilmelidir. Koronavirüs salgınının da öngörülmesi ve engellenmesi mümkün olmadığı ve aynı zamanda mücbir sebep sayılabilecek salgın hastalıklardan kabul edilebileceği dikkate alındığında, tüketicilerin bedel iadesi taleplerinin reddi mümkün gözükmemektedir. Tüketicilerin dikkat etmesi gereken husus ise, fesih bildiriminin geciktirilmeksizin ve ispata elverişli bir şekilde yapılması gerektiğidir. Bedel iadesi talebinin, paket tur düzenleyene veya aracısına ulaştığı günden itibaren 14 gün içerisinde yerine getirilmesi ve ödenen bedelin tüketiciye iade edilmesi gerekmektedir.

Bununla birlikte iptal edilen etkinler, paket turları, organizasyonlar için alınan uçak biletlerinin akıbeti de tüketiciler tarafından merak edilmektedir. Bu konu ile ilgili farklı havayolu firmalarından somut olayın özelliklerine göre iade ve açığa alma işlemleri başlatılmıştır. Fakat buna rağmen, Koronavirüs nedeniyle riskli kabul edilen ve Koronavirüsün görüldüğü ülkelere alınan uçak biletleri hakkında iade veya değişim taleplerinin reddedildiği sıkça karşımıza çıkmaktadır. Tüketiciyi Koruma Derneği Başkanı tarafından konu ile ilgili yakın zamanlarda yapılan açıklamalarda, önceliğin tüketicinin sağlığı olduğu ve bu kapsamda tüketiciye imkanlar sağlanması gerektiği hususları vurgulanmıştır. Konuyu hukuki açıdan değerlendirmek gerekirse, Koronavirüsün mücbir sebep hali teşkil edip etmeyeceği hususu açıklığa kavuşturulmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2018 tarihli ve 2017/1190 E., 2018/1259 K. sayılı ilamında “Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017,s. 582). Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.” denilerek mücbir sebep tanımı yapılmıştır. Kanımızca, Yüksek Mahkeme içtihatları doğrultusunda, Koronavirüs salgın bir hastalık olarak değerlendirilebilmeli ve mücbir sebep hali olarak kabul edilmelidir. Zira, tüketici açısından kaçınılmaz olan ve karşı konulması mümkün olmayan Koronavirüs salgını nedeniyle ülkeler, kimi durumlarda giriş-çıkış yasağı kimi durumlarda giriş-çıkış kısıtlamaları getirmiştir. Bu durumda, tüketicinin almış olduğu uçak bileti, Koronavirüs görülen ülkelerden ise tüketicinin iptal ya da değişim talebini yazılı olarak havayolu firmasına iletmesi halinde, bu talebinin kabul edilmesi gerekmektedir. Aksi durumda, tüketicinin tüketici hakem heyetine başvurması için önünde herhangi bir engel olmayıp; başta kişinin vücut bütünlüğü ve sağlığı olmak üzere, Koronavirüsün kamu sağlığını etkilediği de dikkate alındığında havayolu firmalarına, taleplerin kabul edilmesi ve durumun özelliklerine göre biletlerin iade alınması veyahut ertelenmesi önerilmektedir.

Diğer masraflar yönünden ise her somut olaya göre yorum yapılması gerektiği dikkate alınmalıdır. Koronavirüs salgının yapılan masrafla ilişkisi, masrafa konu iş veya işlemin salgından ne şekilde etkilendiği, zorunluluk hali olup olmadığı gibi hususlar bir arada değerlendirilerek kişilerin masraf iade taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekmektedir. Zira mücbir sebep hali nedeniyle, ifa imkansızlığının gündemde olduğu işbu dönemlerde, taraflar birbirlerine anlayış içinde yaklaşmalı, doğabilecek uyuşmazlıkların hem öngörülebilir olmadığı hem de sürecinin uzun süreceği dikkate alınmalıdır.

Sonuç olarak, Kanun ve ilgili yönetmelik maddeleriyle birlikte, genel hükümler çerçevesinde, mağduriyetler sonucunda yapılan talepler ve başvurular, Koronavirüs salgının global etkisinin olduğu ve mücbir sebep hallerinden kabul edilebileceği durumu göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Zira, temel hak ve özgürlüklerimiz kapsamında vücut bütünlüğümüz ile sağlığımız, maddi menfaatlerin üstündedir.

– ETAN Hukuk Avukatlık&Danışmanlık Türk ve yabancı müvekkillere hukukun her alanında hizmet vermektedir. Bu yazı, ülkemizdeki güncel gelişmeleri paylaşmak amaçlı yazılmış olup herhangi bir görüş veya yönlendirme olarak düşünülmemelidir. Özel sorular ve sorunlar bakımından hukuki danışman görüşü alınmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir